Haberler - Detay

İstanbulun Fethi il Töreni Konuşmam 1999



FETİH VE FATİH SULTAN MEHMET HAN

(İstanbul’un Fethinin 546.Yıldönümü İl Töreni Açılış Konuşması 1999)

            Sayın Valim, Sayın Paşam, Sayın Başkanım, Saygıdeğer misafirler, değerli basın mensupları Sevgili gençler!

            Konuşmama sizleri ve ortaçağın karanlığına aydınlık Türk-İslâm mührünü vuran Fatih Sultan Mehmet Han’ı ve tüm Türk büyüklerini saygı ile selamlayarak başlıyorum.

            Bugün Hıristiyan aleminin ve Bizans’ın kalbi, dünyanın incisi İstanbul’un, ortaçağın karanlığından kurtarılışının 546. yıldönümünü kutlamak üzere buradayız.

 

            Ulu önder Atatürk: “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça, kendinde daha büyük işler yapmak için güç bulacaktır. diyor.

            Milletler, tarihlerindeki büyük şahsiyetleri ve büyük günleri, gelecek nesillere aktarabildikleri sürece büyük devlet ve büyük millet olma yolunda önemli mesafeler kat edebilirler. Milletler, geçmişlerindeki büyük şahsiyetlere sahip çıktıkları müddetçe,  geleceklerinde de büyük şahsiyetler yetiştirebilirler.

Aksi soysuzluk ve aslını inkârdır !

            Fatih, Oğuzhan ile başlayıp büyük önder Atatürk’e kadar devam eden ve inşallah bundan sonra da devam edecek olan, baştan sona utanılacak en ufak bir devresi olmayan, şan ve şeref sayfaları ile dolu 5000 yıllık Türk Tarihindeki dâhiler zincirinin en önemli halkalarından birisidir.

            Fatih, fetihten sonra İstanbul halkına: “Herkes dilinden, dininden, malından ve canından müsterih olsun.” diyerek, Türk’ün hoşgörüsünün en güzel örneklerinden birini vermiştir.

İşte tarihimiz, işte ecdadımız!.

Bunu, ancak yüksek seciyeli insanlar kavrayabilir ve anlayabilir.

            Fatih, bir yandan Zağanos ve Şehabettin Paşa gibi büyük kumandan ve devlet adamı olan iki lalasından savaş stratejileri öğrenirken, diğer yandan Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi alimlerin manevi iklimlerinden aldığı dersler ve feyz ile çocuk yaşından beri fetih aşkıyla büyümüştür.

            Fatih, yaşıtlarının tek başlarına mezarlıktan geçmeye cesaret edemediği bir çağda, müthiş bilgi ve zekâsıyla gemileri karadan yürütmüş, teknik resimlerini bizzat kendi çizdiği toplar döktürerek “Surda mukaddes bir gedik açmış” ve çağ açıp, çağ kapatmıştır.

           

Yabancı bir tarihçi olan Stefan Zweig Fatih’i ve fethi şöyle yorumluyor:

            “Çağları aşan bir kararın, bir takvime bir tek saate ve çoğu kez de yalnızca bir dakikaya sıkıştırıldığı trajik ve kaderi belirleyici anlara, insanlık tarihinde yıldızların parladığı anlar denir. Çünkü onlar yıldızlar gibi hiç değişmeden geçmişin karanlığına ışık tutmaktadırlar.

            Şehzade Mehmet ise; hem dindar, hem acımasız, hem gaddar, hem Sezar’ı ve Romalıların hayat hikayelerini Lâtince asıl metinden okuyabilen bir bilim adamı ve sanat severdir. Baygın bakışlı, zarif gözlü ve papağan burunlu bu adam yorgunluk bilmez bir işçi, yaman bir asker ve başarılı bir diplomattır.

“Yıldız Parlamıştır”  diyor.

Teşhis çok doğru ve isabetlidir!.

Çünkü; Fatih alimlerle tartışmaya girince; Sultan sarığı yerine, ulema sarığı ile en tehlikeli dini konuları tartışıyor, diğer yandan çağın en ileri düzeydeki medreselerini kuruyor, diğer yandan da İtalyan ressamı Bellini’ye portresini yaptırıyordu.

Fatih, fetih görüşmeleri sırasında da; ordunun bütün ileri gelenlerini, din alimlerini, ve dervişleri toplayarak meşverette bulunmuş ve “Fikrinizi açık açık söyleyiniz. Biz doğrulardan kaçan değil, doğruları arayan bir Hünkârız.” diyerek “İsabet buyurdunuz efendimcileri” destekleyen değil, yapıcı eleştiriler yapan çevreye değer veren ideal bir yöneticidir.

 

“Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi“ uğruna öz kardeşini fedâ etmekten çekinmeyen bir devlet-millet sevdalısıdır.

Son nefesinde Bursa’nın fetih müjdesini yetiştiren Orhan Gazi’ye Osman Gazi, Oğuz töresince nasihat  etti: “Zulümden uzak adalete yakın, ilim adamları ile hem dost ol. Allah yolundan ayrılma, kuru cihangir olma” dedi.

Adaletin şaşması, kılıcın körelmesi, közün küllenmesi, ilimden uzaklaşılması, gaflet, dalalet ve hıyanet rüzgârlarının sonbaharlarda çınarın yapraklarını Kuzey Afrika’da, Kafkasya’da, Balkanlarda, Çanakkale’de, Yemen’de dökmesi sonucu ulu çınar kurudu.

Yâd edilen ve ders alınması gereken, gurur ve ibret  dolu bir geçmiş!.

Aynı kaynaktan, aynı sudan, aynı havadan, aynı topraktan beslenen  yeni çınarın, aynı bayrağın gölgesinde, Anadolu’nun dört bir yanında sancılarla destanlaşan doğumu ve doğumunun  75. Gurur yılı.

Yediyüz yıl ile yetmişbeşinci yılın kucaklaşarak Devlet-i Ebed Müddet  olması.

Çınarları dikenlerden, büyütenlerden, kanlarıyla sulayanlardan, emeği geçen ve geçeceklerden Allah razı olsun.

Yeni çınarın kem göz ve niyetlerden korunarak ebediyete kadar yaşatılması dileğiyle saygılar sunarım.

Abdülkadir AÇAR

Şanlıurfa Anadolu Teknik Lisesi

Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi

Müdürü


  DİĞER HABER BAŞLIKLARI

» SEVGİ
» İNSAN
» HOŞGÖRÜ
» FARKLILIK
» Şehit Öğretmenler Anıtı Açılış Konuşmam 2000
» Milli Kültür
» Mezun Öğrencilere sesleniş
» İstanbulun Fethi il Töreni Konuşmam 1999
» FİLİSTİNDEKİ ZULMÜ TEL’İN MİTİNGİ KONUŞMASI
» EML Tanıtım Kitapcığı Önsözü
» ÇANAKKALE DESTANI İL TÖRENİ AÇIŞ KONUŞMASI 2006
» EML Dergi Önsöz
» 24 Kasım Öğretmenler Günü İl Töreni Konuşmam
» 11 Nisan Şanlıurfa'nın Kurtuluşu İl Töreni Konuşmam

Tüm Hakları Saklıdır © 2010  E-mail: iletisim@abdulkadiracar.com  l  Yapım: MODBilişim